Geçen hafta bir arkadaşım, yapay zekâya yazdırdığı bir makaleyi gösterdi. Dil kusursuzdu, akış düzgündü, örnekler yerindeydi. Ama okurken aklımda tek bir soru vardı: Bu metin neyi savunuyor?

Cevap: hiçbir şeyi. Ya da her şeyi biraz. Tam da bu yüzden okuyunca hiçbir şey hissetmedim.

Yazmak, karar vermektir

Bir yazıyı yazı yapan şey cümlelerin doğruluğu değil, yazarın verdiği kararlardır: Neyi anlatmayacağım? Hangi örneği seçeceğim? Hangi itiraza cevap vereceğim, hangisini görmezden geleceğim? Bu kararların toplamına üslup diyoruz.

Dil modelleri olasılıkların ortalamasını üretir. Ortalama ise tanımı gereği kimsenin görüşü değildir.

Peki alet olarak?

Alet olarak yapay zekâya itirazım yok. Kendi pratiğimde şunlar için kullanıyorum:

  • Karşı argüman avı: “Bu yazıya en sert itiraz ne olurdu?” diye sormak.

  • Yazım denetimi: Gözden kaçan tekrarları ve yazım hatalarını yakalamak.

  • Kaynak başlangıcı: Nereden okumaya başlayacağımı bulmak (kaynağın kendisini mutlaka okuyarak).

Ama ilk taslağı asla ona yazdırmıyorum. Çünkü ilk taslak, ne düşündüğümü keşfettiğim yer.

Yazmak, ne düşündüğünü öğrenmenin yoludur. Taslağı başkasına yazdırırsan, başkasının ne düşündüğünü öğrenirsin.

Bir platform olarak tavrımız

Açık Paragraf'ta yapay zekâ kullanımı yasak değil; beyan edilmesi gerekiyor. Sorumluluk ise her durumda yazarda. Okur, bir yazının arkasında bir insanın kararları olduğunu bilmeyi hak ediyor.

Siz ne düşünüyorsunuz? Aynı konuya farklı bir açıdan bakan yazıyı aşağıda bulabilirsiniz.